Vladimir Putin hayatı-Vladimir Putin KGB-Putin KGB-Putin Ajanken
Vladimir Putin hayatı-Vladimir Putin KGB-Putin KGB-Putin Ajanken

5 Aralık 1989 gecesi; hava çok soğuk ama Dresden’deki Alman Demokratik Cumhuriyeti Güvenlik Bakanlığı önünde toplanan yaklaşık beş bin kişi öfkeden ateş gibi soğuk savaşın simgesine dönüşen Berlin Duvarı ‘nın yıkılmasının üzerinden bir ay geçiyor. Dresden sakinleri demokrasi eylemleri için sokağa dökülmüşler. Kızgın kalabalık, “Bizden aldıklarınız geri verin.” Diye sloganlar atıyor. Derken bakanlık binasını çevreleyen duvarın üzerine tırmanmaya başlıyorlar. Kısa süre sonra bu eyleme neredeyse hiç direniş göstermeyen bina tamamen kalabalığın kontrolüne geçiyor. 6 saat sonra ise içlerinden birisi kalabalığı yaklaşık 100 metre mesafede yerleşen KGB binasını da ele geçirmeyi çağırıyor. O sırada KGB binasında hummalı bir çalışma sürmektedir. Berlin duvarının yıkılmasından sonra Demokratik Almanya’nın sonunun geldiği belliydi. Bu nedenle tüm gizli belgelerin, bağlantıların, adreslerin yok edilmesi gerekiyordu. Sonradan Vladimir Putin ’in anlattığına göre, o günler o kadar çok evrak yakmışlardı ki sonunda soba patlamıştı. Ancak iş henüz bitmemişti. Bu nedenle de o sırada kalabalığı binadan uzak tutmak hayati önem taşıyordu. 15 kişi kalabalıktan ayrılarak KGB binasına doğru yürümeye başladı.

Yazıda Neler Var ?

Vladimir Putin Yargı Dağıtıyor

O dönem Devlet Araştırma Enstitüsünde mühendis olarak çalışan Zigfrid Danats’da bu insanların arasındaydı. Sonra da o anlarla ilgili şöyle yazmıştı: “Bakanlık binasını ele geçirdikten sonra herkes KGB’nin de kolayca işgal edilebileceğinden emindi. Gecenin geç saatleri olmasına rağmen binanın ışıkları yanıyordu. Eylemciler binanın demir kapılarına yaklaştıklarında muhafızların hızla içeri girdiklerini gördüler. Kısa süre sonra orta boylarda zayıf bir adam dışarı çıktı. O kadar silik ve sıradan bir tipti ki, üzerinde üniforması olmasa subay olduğu kimsenin aklına dahi gelmezdi. Adam kapıdan fazla uzaklaşmadan durdu ve kalabalığa doğru seslendi. ‘Buraya girmeyi aklınızdan bile geçirmeyin! Silahlı yoldaşlara burayı savunmalarını emrettim; son defa söylüyorum,  uzaklaşın!’ hafif Rus aksanına rağmen bu adam Almancayı çok düzgün ve akıcı konuşuyordu.Sesi gayet sakin fakat son derece sert ve kararlıydı. Yanındaki askerin silahı vardı. Görünürdeki her şey bu insanın geçekten de yapacağını gösteriyordu. Eylemciler bu uyarı karşısında afalladılar, sonrada sessizce geri çekilip uzaklaştılar.”

valdimir putin kagb-putin ajanken-vladimir putin sözleri-putin kgb
Vladimir Putin kimdir nederlidir-Vladimir putin serveti-Putin kgb

Putin Tek Başına Kalabalığa Meydan Okumuştu !

Her şey sadece beş dakika sürmüştü ama bu subay Zigfrid üzerinde çok derin bir etki brakmıştı. Zigffrid, Putin’i şu şekilde tarif ediyordu: “Silahsız bir memur, kızgın bir kalabalığı üç cümle ile uzaklaştırdı.  Bu adam insanlar üzerinde gerçekten güç sahibiydi.” O sırada Vladimir Putin ’in mesai arkadaşı olan bir KGB görevlisi ise anılarında Putin’i yanında silahlı askerle değil tek başına çıktığını anlatıyor.1975 yılından itibaren KGB’de çalışan bu subay yurt dışında görev yapmaya pek hevesli değildi. Ancak yinede 1985-1990 yılları arasında KGB’nin Dresden şubesinde çalışmış ve NATO ile ilgili bilgi toplamıştı. O zamanlar karısı ve iki kızıyla birlikte yaşıyordu, sıkça gittiği bir bar vardı. Hayattan zevk almayı da biliyordu, ancak bir anda her şey değişti.

Bu gün o bina felsefe dersi okutulan bir okul . KGB’nin soğuk imajından kurtulmak için binanın yüksek duvarlarını biraz daha alçalttılar. O sarışın çelimsiz memur ise bu gün dünyanın en güçlü lideriolarak tarif ediliyor. O gece orada yaşananlarla ilgili konuşmak istemiyor. Bu konuyu anlattığı tek konuşmasında söylediği bir cümle, aslında bu adamın liderlik sırlarından birini açıkça ortaya koyan bir şifre gibiydi; “Kalabalık binamızın etrafını sarmıştı, çok ciddi bir tehlike altındaydık. Daha da kötüsü kendimiz dışında bizi koruyacak hiç kimse yoktu. Demokratik Almanya ve Sovyetler Birliği arasındaki anlaşma çerçevesinde harekete geçmeye hazırdık, hazır olduğumuzu da kalabalığa göstermek zorundaydık. Bu da beklenen etkiyi gösterdi, tabii bir süreliğine.” Harekete geçmeye hazır olduğunu göstermek. İçeri girmeye çalışan öfkeli bir kalabalığın önüne tek başına çıkmak ve onları konuşarak geri yollamak. Bu inanılmaz bir cesarete ve çelik gibi sinirlere sahip olmayı gerektiren bir davranıştı.Bu olay Putin’in tabiatını ortaya koyması açısından önem teşkil eder.

Gorbaçov’un İstifası ve SSCB’nin Dağılması

8 aralık 1991’de Boris Yeltsin ile Ukrayna ve Belarus Cumhuriyetlerinin devlet başkanları Sovyetler Birliğinin dağıldığını ve bağımsız devletler topluluğunun kurulduğunu ilan ettiler. Ancak 12 Aralıkta Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyet’i bu anlaşmanın onaylanmasını reddetti. Sovyet Anayasası’na göre birliğin dağıtılması ancak Yüksek Sovyet Meclisi’nin yetkisindeydi. Ancak Yeltsin’in Gorbaçov’u istifaya zorlaması Yüksek Sovyet’in kararının geçersiz kıldı. 21 Aralıkta geri kalan 12 cumhuriyetin 11’i de Bağımsız Devletler Topluluğuna katıldı. Boris Yeltsin, Gorbaçov ile birlikte Bağımsız Devletler Topluluğunun yıl sonunda Sovyetler Birliğinin yerini alacağını açıkladı. Ancak Gorbaçov 25 Aralık 1991’de devlet başkanlığı vazifesinden istifa etti.

Boris Yeltsin, Yönetimi Nasıl Komuta Etti ?

Çok çabuk davranan Yeltsin, Gorbaçov’un Kremlin’deki ofisine taşındı. Ordunun komutasını eline aldı, Birleşmiş Milletlere, Sovyetler Birliğinin güvenlik konseyindeki yerini Rusya Federasyonunun alacağını bildirdi. Nükleer füzeler il ilgili fırlatma ve komuta etme şifrelerine el koydu. İdarede ABD’yi örnek alan Yeltsin başkanlık vazifesini de kendinde topladı. Rusya’nın 1990’lı yıllardaki hızlı özelleştirme sürecinde ülkeyi yöneten Yeltsin 1993 yılında reform önerilerini ve yönetim değişikliklerini engellemeye çalışan parlamentoyu asker kullanarak dağıttı. Parlamento binasını tanklarla bombalatmaktan bile çekinmedi. Ardından parlamento seçimleri yapıldı, seçimi Yeltsin yanlısı adaylar kazandı. Böylece Yeltsin parlamentoda yandaş sayısını arttırarak konumunu daha da güçlendirdi.

Çeçenistan’ın İşgali.

1994 yılında Çeçenistan’a büyük çaplı bir askeri müdahale düzenledi ve ülkeyi işgal etti. Ardından Çeçenistan’ın özerkliğini sınırlandırarak Rus egemenliğini sağlamlaştırmaya çalıştı. Ancak çeçen direnişinin artarak devam etmesi ve Rus kayıplarının artması sonucu iç politikada zor duruma düştü. Yeltsin 1996 yılındaki şaibeli devlet başkanlığı seçimlerinde yeniden başkan seçilse de, seçimin hileli olduğuna yönelik pek çok itiraz yapıldı. Ancak ikinci turda %53 oy ile tekrar başkan seçildi. Fakat 20 Şubat  1997’de muhalif cepheden Sergey Baburin ve Sergey Udaksov 1996 seçimlerinde pek çok seçim sahtekarlığına şahit olduklarına ve seçimin galibinin kesinlikle Komünist Parti Lideri Gennadiy Züganov olduğunu belirtmişlerdir. İç politikadaki tüm bu çekişmeler devam ederken 1998 yılında patlayan kriz Yeltsin’in otoritesini düşürdü.Yaşanan tüm başarısızlıkları hükümete yüklemeye çalışarak sık sık başbakan değiştirdi ve gittikçe ordunun desteğini kaybetmeye başladı. Yetmezmiş gibi 1999 yılında Yeltsin’in kızının ve damadının bir yolsuzluk skandalına bulaşmasıyla Rus basını Yeltsin’in başkanlığını iyice sorgulamaya başladı.

Savaş cephesinde de işler yolunda gitmiyordu. 7 Ağustosta Bassayev ve Hattap yönetimindeki silahlı birlikler Dahıstan’a saldırdı. Dağıstan İslam Şurası ise Dağıstan İslam Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Ülke bir kurtarıcıya muhtaçtı, taze kana. İlk Başlarda Yeltsin’nin bu kulvarda gördüğü ve açık ara öne çıkan ilk isim; Yeltsin yönetiminde Enerji Bakanı ve Başbakan Yardımcısı görevlerinde de bulunmuş Boris Nemtson’du. Güçlü belagata sahip genç bir siyasetçi olan bu adam, kısa süre sonra Çeçenistan Savaşı konusunda Yeltsin ile fikir ayrılığına düştü. Nemtson bu savaşı istemiyordu.

Vladimir Putin ’in Yükselişi !

Yeltsin bu baskılara iç ve dış politikada sertlik yanlısı düşünceleri ile tanınan eski KGB ajanı olan ve karanlık biri olarak anılan, o zaman dek çok bilinmeyen Vladimir Putin ’i halkın önüne çıkararak kendi halefi ilan etti. Tarih 9 Ağustosu gösterdiğinde Putin, Başbakanlık koltuğuna oturdu. Çok ciddi ve konuşmayı da fazla sevmeyen bir adamdı. FSB Başkanı iken toplantılar sırasında kendisine soru sorulmadan hiç konuşmazdı. Sorulduğu zaman ise kısa ve oldukça net cevaplar verirdi. Konuşurken cümlelerini çok dikkatli seçiyordu. Bu yüksek mevkilere aday biri için çok önemli bir özellikti. Ancak bir sorun vardı; geniş halk kitleleri Putin’i tanımıyordu. Yine de artık tamamen çekilmek üzere olan tükenmiş, yaşlı ve içkili liderin yanında görünen bu genç, dinamik ve sportif aday, halk açısından da önemli bir imaj çiziyordu.

Putin’in İlk Faaliyetleri

Hemen Dağıstan’a operasyon düzenleyen Putin; her şeyi bizzat yönettiği bu süreç sonunda; sadece bir ay içinde tüm ülkeyi Basayev ve Hattap’ın birliklerinden tamamen temizledi. 1999 yılının sonuna doğru muhalefetten ve halktan gelen baskılara karşı koymaktan zorlanan Yeltsin 31 Aralık 1999 yılı, tüm televizyon kanalların yayınına ara verilerek giren canlı yayında yaptığı konuşmada istifa ettiğini ve yerine anayasa gereği Başbakan Putin’in geçeceğini açıkladı. Aynı gün Kremlin Sarayı’nda yapılan törenle Rusya Patriği tarafından kutsanan Putin, yemin töreninin ardından resmen Rusya Federasyonunu Başkanı oldu. Kendisine geleneksel olarak Başbakanlık armaları ile birlikte nükleer çanta da teslim edildi. Bu çanra aslında Rusya’nın aslında nükleer cephaneliğini harekete geçiren gizli kodun saklandığı özel aygıttı. Bu çanta sayesinde Rusya Başkanları bulundukları yerden bağımsız olarak stratejik füze kuvvetleri ile iletişim kurabiliyorlar. Bu bir insan için kaldırılması zor bir beyin fırtınası olmalıydı. Sovyetler Birliğinde doğup büyümüş ve KGB terbiyesiyle yetişmiş bir insan bir anda her şeyin tersine döndüğü yeni düzenin başına geçmişti.

“Sovyetler Biriliği’nin yıkılmasına üzülmeyenler kalpsizdir. Onu yeniden kurmaya çalışanlar ise beyinsiz.”

Putin o günden sonra bir daha kalkmamacasına dünyanın gündemine oturdu ve inanılmaz hayat hikayesiyle ilgili bilgiler de dünyanın dört bir yanındaki yayın organlarının manşetlerinden yayınlanmaya başlandı.

Valdimiroviç Putin’in Ailesi

Vladimir Vladimiroviç Putin 7 Ekim 1952’de bu günkü St. Petersburg’ta sıradan bir fabrika işçisi ailesinde dünyaya geldi Putinn’in dedesi Spiridon İvanoviç Putin önce Lenin’in sonra da Stalin’in özel aşçılığını yapmıştır. Babası Vladimir Spiridon Putin ise 2. Dünya Savaşında önce NKVD’nin sabotaj birimlerinde görev almış daha sonra Leningrad Savunmasında savaşmıştır. Annesi Maria Ivanovna Shelomova  önce bir fabrikada işçi daha sonra da yerel bir hastanede hemşire olarak çalışmıştı. Çok kibar ve sempatik bir kadındı. Putin’in ailesi savaşın yıktığı milyonlarca aileden biriydi. O sırda aile Leningrad’da yaşıyordu. Maria Ivanovna kucağında bebeği Victor ile birlikte Naziler tarafından sarılmış şehirde çaresiz kalmışlardı. Eşi Vladimir Spirodonoviç ise gönüllü olarak savaşa katılmış ve özel birliklere alınmıştı.

Putin’in Babasının Katıldığı Savaş

Dönemin gizli servisi NKVD’nin sabotaj timleri bir operasyon hazırlığı içindelerdi. Bir köye gizlice girmişlerdi, muhtemelen içeride bazı hainler vardı. Çünkü köyden çıkmak isterken timin etrafı Naziler tarafından sarıldı. aralarında Putin’in babasının da bulunduğu 28 kişi kaçmaya çalıştı. Vladimir Spirodonoviç ağzına bir kamış alarak bataklığa girdi ve sabaha kadar Alman askerlerinin ve köpeklerin seslerini dinleyerek sabırla bekledi. 28 kişiden sadece 4’ü hayatta kalabilmişti. Rusya’nın gelecek başkanının babası da kurtulanlar arasındaydı.

Neva Nehri’nin doğu kıyısında yer alan Skin Pitaçok denilen yer Leningrad savunmasındaki en şiddetli savaşın gerçekleştiği yerdir. Öyle bir savaş ki; cephe hattındaki sadece 2 kilometrekarelik bir alanda 150 bin Rus askeri hayatını kaybetmiş o sırada orada bulunan Moskovska Dubrow köyü tamamen yıkılmıştır. 19 Kasım 1941 günü Putin’in babası Vladimir Spirodonoviç birkaç arkadaşı ile birlikte Alman birliklerine sızmak isterken beklenmedik bir şekilde kendilerini Alman sığınağının önünde buldular ve farkedildiler. Üzerlerine yağmur gibi mermi ve el bombaları yağmaya başladı. Baba Vladimir gözlerini açtığında ağır yaralıydı. Sürünerek bir şekilde uzak olmayan bölüğüne dönmeyi başardı ama yaralının Neva Nehrinin karşı kıyısına geçirilmesi gerekiyordu. Orası ise yoğun ateş altındaydı. Bir süre sonra bir adam çıktı; Vladimir’i sırtına aldı ve kafasının üzerinde uçuşan mermilere aldırmadan Neva Nehrini yüzerek geçti. Ağır yaralıyı hastane yatağına yatırdığı sırada kulağın şunları söyledi: “İşte bu kadar, yaşayacaksın. Ben ise ölmeye gidiyorum.” Arkadaşlar birbirlerini kaybettiler. O sıralar bir diğer cephede; Putin’lerin köyünün yakınlarında devem eden savaşlarda Putin’in anneannesi de Naziler tarafından vuruldu. Kadın, o sırada mevzilerde saklanan çocuklara yiyecek götürüyordu. Mezarının üzerinde aynen şöyle yazıyor; “Shelomova Elizaveta Alexeevna” Rusçası “shelomova elizaveta alexeevna” 1881-1941. Alman faşist işgalciler tarafından öldürülmüştür.

Putin’in Ailesinden Acı Bir Hikaye

Putin’in annesi Maria Ivanovna ise kocasının yattığı hastaneyi zorlukla da olsa öğrendi. Kadın her gün eşini ziyaret ediyor, eşi ise kendisine hastanede verilen yiyecekleri bebeğini beslemesi için gizlice karısına veriyordu. Bir süre sonra ise hemşireler hastanın sık sık açlıktan bayıldığını fark edince karısını bir daha hastaneye sokmadılar. Çocuğu ile birlikte açlıktan ölmek zere olan genç annenin yardımına cephe hattındaki erkek kardeşi yetişti. Sık sık yanına uğrayarak, yanında getirdiği ekmeği suyla ıslatıp kız kardeşine verdi ve arada ağzına bir parça şeker koydu. Fakat işin böyle devam edemeyeceği anlaşılınca devlet zaten ilk çocuğunu kaybetmiş kadının ikinci çocuğunu elinden aldı. O dönem ailesi tarafından bakılamayan çocuklar için bir kurum oluşturulmuştu. Ancak 3 yaşındaki çocuk bakım evinde ‘Difteri’ hastalığına yakalanarak öldü.

vladimir putin hayatı, rusya devlet başkanı

Putin’in Abisinin Mezarı ve Toplu Mezarlar

Burası ise yine Leningrad’da bulunan dünyanın en büyük toplu mezarlığı. Gördüğünüz bu her karenin altında yaklaşık 3 bin insan yatıyor. Resmi rakamlara göre buradaki insan sayısı          500 Binin üzerindedir. Putin’in 3 yaşınca ölen abisi Victor işte bunlardan birinde yatıyor. Ancak Putin ailesinin trajedisi bunlarla sınırlı değildi. Ablukanın en korkunç dönemi 1942 kışıydı. O kış boyunca bu şehirde her gün ortalama bin sivil hayatını kaybetti. Hastaneden taburcu olduktan sonra Baba Putin evine döndüğünde yaşadıkları apartmanın önünde yığılan cesetlerin arasında karısını gördü. Bu rutin bir işlemdi, görevliler her gün sokak sokak gezerek tüm daireleri kontrol ediyor açlıntan veya hastalıktan ölenleri dışarı çıkarıp evlerin önüne istifliyorlardı. Çünkü şehir sakinlerinin hiçbirinde bunu yapabilecek güç kalmamıştı. Daha sonra kamyonlar gelip cesetleri toplu mezarlıklara götürüyordu. Baba Vladimir, eşinin kalbini dinledi, nabzını tuttu ve görevliye dönerek “ama o yaşıyor.” Dedi. “fazla zamanı kalmadı, yolda ölür.” Dedi görevli. Adam görevlileri ikna ederek karısını sedyelerle eve götürmelerini sağladı. Karısıyla kendisi ilgilendi ve onu iyileştirdi.

Rusya’nın gelecek başkanı işte bu ailenin daha ileri bir zamanında, savaşın bitişinden 7 yıl sonra dünyaya  gelen çocuğuydu. Yıllar sonra Putin’in de anlattığına göre; 1960’lı yıllarda Baba Putin’in kurtarıcısı kapılarını çaldı, o da savaştan sağ kurtulmuştu. Putin Baskov Sokağı No 12’de yaşadıkları, sıradan ihtiyaçlarını bile zar zor karşılayan ufacık dairede geçen çocukluk yıllarını sık sık anlatır. Bu anıları adeta onun halkıyla arasındaki en güçlü görünmez bağı oluşturur. Ebeveynleri 1998-1999 yılları arasında onkolojik hastalıklardan vefat ettiler. Evlatlarının büyük siyasi başarısını göremeden.

Vladimir Putin Vladimirovich Eğitimi

Genç Vladimir, Leningrad’da 193 numaralı 8 yıllık ordu okulu bitirdikten sonra, kimya temahüllü iki liseyi de tamamlayarak Sovyet Eğitim Sistemine göre ‘Tam Orta Tahsil’ diplomasını aldı. Çalışkan bir çocuktu, yabancı dilleri özellikle çok seviyordu. Bunun yanında küçük yaşlardan beri, dövüş ve savunma sporlarına karşı büyük bir ilgisi vardı. 11 yaşından itibaren Rus savunma sistemi olarak bilinen, ‘Sambo ve Judo’ kurslarına gitti. Putin’in spor biyografisi parlak başarılarla doludur. Rusya Devlet Başkanı bugün hala aktif bir şekilde Uzakdoğu dövüş sanatlarıyla uğraşmaktadır. En son 2013 ve 2014 yılları arasında Tekvandoda 9.dan ve Kyokushin Karete stilinde 8.dan sahibi oldu.

Okuduğu Okullar ve Başarıları

Orta Okulu bitirdikten sonra Vladimir, Leningrad Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi ve 1975 yılında buradan mezun oldu. Putin öğrencilik yıllarında, üniversitede kendisine Ticaret Hukuku dersini veren Anatoly Sobchak ile tanıştı. Saint Petersburg ’un gelecek belediye başkanı olacak bu adam daha sonra Vladimir Vladimiroviç’in başarılı kariyerinde önemli bir rol oynayacaktı. Bilindiği üzere Putin gençlik yıllarında istihbaratta çalışmıştı ve birçok yorumcuya göre de bu onun sonradan ülkeyi yönetme tarzına da yansımıştı. Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra Putin, Devlet Güvenlik Organlarında görev aldı. KGB’de yaklaşık 10 yıl çalıştı. KGB’nin en yüksekokullarında eğitildi ve en aktif birim olan ‘Özel Operasyon Birimleri Subayı’ diplomasını aldı. 1985 yılında Doğu Almanya’ya atandı. Burada devlet güvenlik organlarının Dresden Bölgesel İstihbarat Biriminde çalıştı ve Demokratik Almanya ve Sovyetler Birliği Dostluk Evi’nin direktörlüğünü yaptı. Bu görevindeyken Putin, parlak başarılar elde etti ve üstüm hizmet madalyası aldı. Hizmet yıllarında Teğmenlikten Albaylığa terfi etmesinin ardından KGB Dış İstihbarat Departmanının Moskova’daki merkezine alınması teklif edildi. Fakat gelecek başkan başkentte çalışma teklifini geri çevirerek Leningred’a geri döndü. Buradaki istihbarat birimlerinde kısa süre görev yaptıktan sonra kendi isteği ile devlet güvenlik organlarından istifa ederek Leningrad Devlet Üniversitesinde uluslararası konularla ilgili rektör yardımcılığı yaptı. 1992 yılında yedek Albay olarak yeniden KGB sıralarına dahil edildi.

Vladimir Putin ’in Siyasi Kariyeri

Vladimir Putin ’in siyasi kariyeri 1991 yılında St. Petersburg yani eski Leningrad belediye ofisinde başladı KGB’de görevden alındıktan sonra burada Belediye Başkanı Dış İlişkiler Komitesine başkanlık etti. Bununla birlikte 1994’ten beri Saint Petersburg belediyesinin başkan yardımcısıydı. Bu göreve gelmesine önayak olan insan ise onu sorumluluk sahibi bir eleman olarak üniversite rektörlüğüne öneren Anatoly Sobchak’tı. Putin’e iktidara giden yolda destekçi olan Anatoly Sobchak ’ın kızı Ksenia Sobchak ise bu gün Rusya’nın muhalefet kanadında yer alan ve Putin’i seçimlere hile karıştırmakla itham eden siyasetçilerden biridir. Belediye Başkanlığı ofisinde görev yaptığı dönemlerde, kendisi ile birlikte görev yapan Dmitri Medredev, Alexey Miller, İgor Sechin ve Sergey Nariyshkin sonradan onun sadık arkadaşlarına dönüşerek önce hükümet organlarında sorumlu görevler aldılar, şu an ise Başkanın yakın çevresinde yine yüksek devlet kurumlarını yönetmekteler. Yakın çevresindeki bazı insanlar onun karakterinin çok fazla değişmediği görüşündeler. Putin’in ortaokuldan sınıf arkadaşı olan Victor Borisenko, okul öğrencisiyken de Putin’in sakin, temkinli, hesaplı ama sinirlenince insanları sindirebilen bir olduğunu söylüyor. Putin’nin KGB geçmişi ve genel olarak soğukkanlı tavırları birçok batılı lider üzerinde itici bir izlenim oluşturmuştur.

Vladimir Putin ’den Racon!

Hamburg, Almanya; 1994. Avrupa Birliği tarafından düzenlenen bir seminer, Rusyalı diplomatlardan ve Hamburg’un kardeş şehri olan St. Petersburg ’tan da davetliler var. o dönemin St. Petersburg belediye başkanı Anatoly Sobchak ile birlikte yardımcısı Putin de toplantıda. Putin Dresden’den dolayı Almanlara pek yabancı değildi ama diğer batılı liderler onu hiç tanımıyordu. Her zaman içerikte konuşmalar sırasıyla yapıldıktan sonra, kürsüye Estonya Cumhurbaşkanı Lennart Meri çıktı. “Rus İşgali” kelimesi duyulur duyulmaz Putin koltuğundan kalktı ve herkesin bakışları önünde salondan çıktı. Rus gazeteci Andrey Kondrashov’un tabiriyle; “Sıraların arasında adım atarken, ahşap palamut zemin ve 12 metre yüksekliğindeki tavan onun adımlarına boğuk bir yankıyla eşlik etti. Arkasından kapattığı çelik ve bronzdan yapılmış dev kapı ise büyük bir gürültü ile kapandı.” Bu aslında Putin’in hatası değildi, sadece kapı çok ağırdı ve Putin onu zamanından önce bırakmıştı. Ancak bu kapının çıkardığı gürültü, siyasi açıdan sakin bir şehir olan Hamburg’da çok sert yankılandı. Batı ilk defa o zaman “Who is Putin ?” dedi. Fakat tuhaftır ki; onunla sohbet etme imkanı bulanlar tam tersini söylüyorlar. Putin gerçekte oldukça mütevazı, esprili ve kolay sinirlenmeyen biridir. Kendi sözleriyle anlatılırsa; “Sinirlenmek zayıflıktır. Sinirlenen bir insan zaafını ele vermiş olur. Böyle bir ülkeyi yöneten birinin zayıf olmaya hakkı yoktur.” Diyor. Ancak Putin’in Hamburg’daki bu davranışı dönemin Rus yönetiminin takdirini kazanmıştı.

Terfi Üzerine Terfi.

1996’da Sobchak’ın seçimlerdeki başarısızlığından sonra Vladimir Vladimirovich Rusya Federasyonunda çalışmak üzere Moskova’ya davet edildi. Bir yıl sonra başkanlıktaki görevinde terfi etti. İki yıllık aktif çalışma sonrasında Rusya Federasyonunun gelecek başkanı, Kremlin’deki en etkili kişilerden birine dönüştü ve tekrar terfi ederek Rusya Federal Güvenlik hizmetine ve daha sonra Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyine başkanlık etti. Sonrasında ise Yeltsin döneminin sancıları, kimi yorumculara göre ise; yorgun ve içkici başkanın halkına söz ona, değerini göstermek amacıyla daha sert bir adamı yönetime ataması sonucunda Putin önce başbakan, Yeltsin’in istifası sonrasında ise anayasa gereği Rusya’nın yeni başkanı oldu.

Putin’in Annesi Yaşıyor İddiası.

O sıralar 2000’li yılların başlarında, ilk başkanlık seçimlerinin hemen öncesinde basın ve medyada; Putin’in gerçek annesinin Gürcistan’da yaşadığına dair ilginç bir haber yayıldı. Bu habere göre Başkan Putin’in annesi olduğunu iddia eden Vera Putina isimli kadın Gori’deki Meteki köyünde yaşıyordu. Anlattığına göre Putin’i ilk defa 1999 yılında televizyonda görmüş ve görür görmez de tanımıştı. 2006 yılında Moskovski Komsomolets dergisinde Vera Putina’nın anlattıkları yayınlandı. Kadın, oğlunun 2 yaşından 6 yaşına kadar Meteki köyünde yaşadığını, Rusya’nın Perm şehrine büyükbabası ile büyük annesinin yanına gönderildiğini anlatmıştı. İlginçtir ki 1959-1960 yılları arasında Perm’deki okulların birinde gerçekten de Vladimir Putin isminde bir öğrencinin kaydı bulundu. Bu iddianın yanlışlarından biri olan Artyon Borovik aynı yılın mart ayında bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Bu kazanın gizli servis tarafından yapıldığına dair çok sayıda iddia vardı. Bu iddiayı araştıran İtalyan La Repubblica gazetesinin yazarı Antonyo Rosso ise aynı yılın eylül ayında Tiflis’teyken öldürüldü. Konuyla ilgili gerçekler ise başka bir gazeteci tarafından ortaya çıkarıldı. Putin’in gerçek annesi olduğunu iddia eden Vera Putina 1926 yılında Rusya’nın Perm kentinde doğnuştu. Okulunu bitirdikten sonra girdiği yüksekokulda Platon Privalov isminde bir adamla tanışmıştı. Onunla bir süre birlikte yaşamışlar ama kadın ondan hamile kaldıktan sonra adamın evli olduğunu öğrenmiş, daha sonra ise genç adam ona uzun zamandır evli olmasına rağmen çocuğu olmadığını, onunla da doğacak çocuğunu kaçırmak üzere birlikte olduğunu itiraf etmiş, kısa süre sonra Vera bu adamı terk etmiş. Yani çocuk babasız büyümüş ve daha sonra bir Gürcü ile tanışarak Gürcistan’a yerleşen Vera kendi soyismini verdiği çocuğu Perm’deki anne babasına yollamış. Daha sonra Vladimir Putin isimli bu çocuk; çocuk yuvasına verilmiş, burada okumu, sonrasında ise üniversiteye girmiş. Rusya Devlet Bakanıyla aynı ismi taşıyan bu çocuğun sonraki akıbeti ise bilinmiyor.

Başkanlığı Karanlık Bir Döneme Denk Geldi.

Putin’in ilk başkanlık dönemi çok kritik bir sürece denk gelmişti. Ülke çok ağır siyasi ve ekonomik kriz içerisindeydi. Diğer taraftan da silahlı Çeçen birlikler Suudi cihatçılarla birlikte Dağıstan’a saldırmışlardı. Yeni başkanın göreve gelmesiyle birlikte başlayan ve Rus Ordusu tarafından, Çeçenistan ve Dağıstan’da dakik ve kararlı bir şekilde yürütülen operasyonlar sonrasında, uzun zamandan beri beklenen zafer nihayet elde edildi. Savaşlardan yorgun düşmüş halkların rahat nefes alması, Putin’in mevkiini sağlamlaştıran en önemli etkenlerden biri oldu. Operasyonları takip eden; başarılı, siyasi ve sosyal açılımların ardından Çeçenistan elitinin ve hatta eski militanların bir kısmı Rus Hükümeti’nin tarafına geçti. Bunlardan biri olan Çeçenistan Baş Müftüsü Ahmet Kadirov, Çeçenistan’ın Kremlin yanlısı yeni yönetiminin başına geçti. Ancak aktif direnişin zayıflaması ve Rus ordusuyla girilen sıcak çatışmaların son bulmasıyla birlikte geriye kalan Çeçen direnişçiler taktik değiştirerek yoğun bir şekilde canlı bombalarında kullanıldığı terör ve sabotaj eylemlerine başladılar. Bir diğer taraftan Putin’in kendisi de uluslararası terörizmin baş hedeflerinden birine dönüştü.

Vladimir Putin ’e Suikast Girişimi

Putin’e karşı bilinen ilk suikast girişimi 2000’lerin sonlarına doğru yani iktidara gelişinden altı ay sonra Bakü’de gerçekleşti. Kuzey Kafkasya’da savaş devam ederken Putin bir Güney Kafkasya gezisine çıkmaya karar vermişti. Önemi itibariyle ilk sıradaki ülke Azerbaycan’dı. Rus gazeteci Andrey Kondrashov’un ‘Putin’ adlı belgeselinde aktardığına göre; uluslararası terörün hedefinde olan Putin’e karşı suikastın planlandığı mekan, Bakü ziyareti sırasında asla es geçemeyeceği bir yerdi, 20 Ocak Bakü Şehitleri’nin anıt mezarlığı olan ‘Şehitler Hıyabanı’. Faaliyet El Kaide kamplarında yetiştirilen profesyonel suikastçıya verilmişti. 1974 doğumlu Irak uyruklu Ebu Said El Kurdi sahte isimli Kenan Ahmet Rüstem. Bu adam aynı şekilde Kenan Muhammedov isminde sahte bir Azerbaycan vatandaşı kimliği de taşıyordu. Fakat bu terörist 2000 Mayısından beri Azerbaycan İstihbaratı tarafından fark edilmiş ve o zamandan beri Rus Gizli Servisiyle ortak takip başlatılmıştı. Kenan Ahmet Rüstem, telefonları dinlenen Hattab tarafından arandığı sırada takibe takılmıştı. Afganistan ve Pakistan’da birkaç terör eylemi gerçekleştiren bu isim bir bomba uzmanıydı ve o dönem pek bilinmeyen bir yöntem kullanıyordu. Telefonun sim kartına bağlı ve tek aramayla aynı anda birkaç yerde patlayan bir düzenek yapmıştı. Havaya uçurulacak yerler Şehitler Hıyabanıydı. Fakat Kenan Muhammedov eylemini gerçekleştiremeden yakalandı. Kısa süre sonra Putin, Haydar Aliyev’le birlikte şehitleri ziyaret etti. Azerbaycan’ın bugünkü cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e göre bu ziyaret Rusya ve Azerbaycan ilişkilerinde köklü değişikliklere neden oldu. Dubrovka’da tiyatro binasının basılması, Grozni’de hükümet binasının bombalanması, Moskova’da festivale yapılan terör eylemi, Mozdok’taki askeri hastanenin bombalanması, Yessentuki’de teröristlerin hızlı trene saldırmaları gibi olaylar gerçekleşti. Bu olayların en kanlı olanı ise hiç şüphesiz Rusya’nın 11 Eylülü olarak da adlandırılan ‘Beslan Okul Saldırısıydı.’ Okulların açıldığı ilk ün olan 1 Eylül 2004 sabahı, Şamil Basayev yönetimindeki silahlı Çeçen direnişçilerden oluşan bir grup Kuzey Osetya, Beslan Kasabasındaki bir okulu basarak çoğu çocuk olmak üzere 1100’den fazla sivili rehin aldı. Olayın 3. Gününde; Rus Güvenlik Güçleri, tanklar, yüksek tahripli basınç bombaları (yüksek tahripli basınç bombaları) ve diğer ağır silahları kullanarak binaya girdiler. Patlamaların ardından etrafı çevrilen binada Rus Güvenlik güçleri ve eylemciler arasında silahlı çatışma meydana geldi. Çatışmaların sonunda, aralarında 186 çocuğun bulunduğu, en az 334 sivil rehinenin öldürüldüğü yüzlerce sivil rehinenin yaralandığı ve birçok insanın kaybolduğu bildirilmişti.

Putin ve Rusya İçin Zorlu Bir Seçim

“Amerikalı şair Robert Frost, ‘Yolların Ayrıldığı Yer’ adlı şiirinde yol ayrımında olan bir adamı anlatır. Bu adam yolun ikiye ayrıldığı tam orta noktada durmuş ve hangi yola gireceğine uzun süre karar verememişti. Sonunda tercihini yapmış ve tercihine devam etmişti. Tercihini yaparken nelere dikkate aldığı bilinmez ancak Beslan Olayları sırasında içinde bulunduğu durum açısından Putin bu adama benzetilebilirdi. Beslan’da yaşanan durum Rusya’nın iç ve dış politika tercihlerinin yeniden sorgulanmasını da beraberinde getirmişti.” Bu benzetmenin sahibi olan ‘Etki Odaklı Hareket: Terör’ adlı kitabın yazarı Prof. Dr. Yaşar Onay’a göre aslında yol ayrımında olan sadece Putin değil Rusya’nın kendisiydi.

Rusya’da Çok Önemli Toplantı Gerçekleşti.

20 Eylül pazartesi günü, Rusya’nın meclis binasında çok önemli bir toplantı yapıldı. Toplantıya Rusya Federasyonu’nun 89 biriminden, aralarında kabine üyelerinin, Kremlin yönetiminin, savcıların, istihbarat başkanı Evgeny Morov’un, merkez binası başkanı Sergey İgnatyev’in de bulunduğu önde gelen 150 isim davet edilmişti. Rusya Federasyonu’nun kısa tarihinde ilk kez bu kadar önemli bir toplantı gerçekleştiriliyordu. Bu biçimi açısından da yeni bir toplantı tarzıydı. Toplantının başlamasından kısa bir süre sonra yapılan bir anons, orada bulunanlara toplantının gündemini duyurdu. Anonsta; Rusya Federasyonunda gerçekleşen son terör eylemlerinin asıl suçlusunun sistemin kendisi olduğu ve bu sistemin yukarıdan aşağıya yenilenmesi gerektiği bildiriliyordu. Ardında kürsüye çıkan Putin; artık Beslan’da yaşananlara üzülmenin bir faydası olmadığını, zamanın konuşma değil faaliyet zamanı olduğunu belirten bir konuşma yaptı. Putin’e göre Rusya’daki sistem artık işlemez hale gelmişti. Özellikle federasyonun diğer birimlerinde yönetimde bulunan valiler, kendilerini bulundukları bölgelerin tek yetkilisi olarak görüyor ve zaman zaman Kremlin ile ters düşüyorlardı.

Putin’den Yeni Sistem İçin İnce Plan

Artık Yeltsin Dönemi Rusya’sının son kalıntılarına karşı savaşma zamanıydı. Putin’e göre bu tür olayların tekrarlanmaması için devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi gerekiyordu ve bunun sağlanması için de Rusya Federasyonuna bağlı bölgelerdeki valiler bizzat başkan tarafından atanmalıydı. Bunun için seçim sistemi yenilenmeliydi. Başkanın bu konuşması hükümette ‘soğuk duş’ etkisi yaratmıştı. Çünkü bu konuşma içeriğinden kimsenin haberi olmadığı gibi hükümetin bu konuyla ilgili önceden hazırlanmış bir planı da yoktu. Ancak söylediklerini uygulamakta kararlı olan Putin, “hükümet otoritelerinin bütünlüğünün korunması ve federasyonun adım adım gelişmesi için federasyonların ve onların yürütme organlarının merkezi hükümet ile uyum içinde çalışması şarttır” diyordu. Bunun tek bir anlamı vardı ‘Güç tek bir elde’ yani Kremlinde toplanacaktı. Federasyon valilerinin başkan tarafından atanması ise Rusya Federasyonu Anayasasına aykırıydı. 55. Madenin 3. Bendine göre; bölge valileri kendi bölgelerindeki halk tarafından seçilmeliydi. Dolayısıyla anayasa değişikliğine ihtiyaç vardı ve bunu da Rus Duması ’nın onaylaması gerekiyordu. Yani Putin’nin öncelikle Duma engelini aşması gerekiyordu. Seçim sisteminin değiştirilmesini de bu nedenle gündeme getirmişti. Tam o sıralar Devlet Duması’ndaki Rodina Partisi’nin Putin’e yakınlı ile bilinen Dmitry Rogozin Duma’nın Beslan Olayına tepkisiz kaldığını ve tatilini bile yarıda kesmediğini söyleyerek meclisin istifa etmesini ve erken seçime gidilmesini talep etti. Her şey bu ince planın bir parçasıydı.

Beslan Olayını Putin Düzenledi İddiası.

Dünya basını ise 11 Eylül Olayları ardından çıkan komplo teorilerine işaret ederek Beslan Olayının Putin’in İktidarını sağlamlaştırmak için düzenlenmiş olabileceğini veya bu olayı bu doğrultuda kullandığını yazıyordu. Beslan’da yaşananlar Rus dış politikasında etkilerini göstermekte gecikmedi. Rus Genelkurmay Başkanı Baluyevsky, o andan itibaren dünyanın her yerindeki terör üslerini vuracaklarını ilan etti. İlk başlarda Rusya’nın bu stratejiyi kolaylıkla yürütecek imkan ve kabiliyete sahip olmadığı düşünülmekteydi. Ancak Suriye politikasında Putin’in takındığı tutum ve hedefler onun aldığı kararları uygulamakta ne kadar gözü kara olduğunu ortaya koydu. Suriye’deki iç savaş sırasında Birleşik Devletler, birkaç Ortadoğu ülkeleri ve Türkiye’nin kendi halkına karşı uyguladığı şiddet ve düşmanca tutumundan dolayı meşruiyetini kaybettiğini savunduğu Esad’ın yönetimi bırakması gerektiğini söylerken, Putin her ne olursa olsun Suriye’deki meşru yönetimi destekleyeceklerini ilan etti. Tarih 7 Ekim 2015’i gösterdiğinde ise dünya basınına düşen haber başlığı “Rusya, Suriye’deki DEAŞ Hedeflerini Vurdu!” Şeklindeydi. Bu şekli ve tarihi itibariyle de oldukça manidar ve açık mesaj içeren bir saldırıydı. 7 Ekim Başkanın doğum günüydü ve terör hedeflerini vuran 3M14 füzeleri  1500km’lik mesafeden, Hazar Denizi’ndeki savaş gemilerinden fırlatılmıştı. Yabancı basın askeri denge hesabına güdümlü füzeleri de sokan Rusya’nın bu hamlesini ABD’ye gözdağı olarak yorumladı. Balistik füzelerden farklı olarak seyir füzeleri daha alçaktan uçuyor. Bu açıdan savaş uçağı ve insansız hava aracı saldırısıyla benzerli taşıyor. Balistik füzelere göre radardan tespiti daha zor ve isabet oranı daha yüksektir. Dezavantajı ise tek kullanımlık olması ve üretiminin çok pahalı olmasıdır. Daha önce Amerika savaş gemilerinden attığı Tomahawk Füzeleri ile Afganistan, Irak, Yemen ve son olarak Suriye’deki hedefleri vurmuştu. Bu hamle ile Rusya hem ABD’ye gözdağı veriyor hem de savaştaki askeri denge hesabına yeni bir silah eklemiş oluyordu ama hepsi bu da değildi. Rus Savunma Bakanlığına göre saldırı; İran, Irak ve Suriye hava sahası kullanılarak yapılmıştı. Rusya o tarihten başlayarak toplam 112 DEAŞ hedefini başarıyla vurduğunu açıkladı. Erdoğan hükümeti bu sırada Suriye’de terör örgütlerine karşı daha etkin bir mücadele başlatılması için Esad’ın gitmesi ve Suriye’nin yeni bir sürece girmesi gerektiğini savunmaya devam ediyordu. Putin ise bütün bunların sadece Esad karşıtlarının yalanlarından ibaret olduğunu söylüyordu. “Bize göre dünyanın herhangi bir ülkesinden olduğu gibi, Suriye’de de siyasi karakter taşıyan sorunlar her şeyden önce ülke halkı tarafından çözülmelidir. Ancak biz Suriye’deki meşru hükümete olduğu gibi muhalefetin sağlam kısmına da destek vermeye hazırız. Anlaşabilecekleri ortak bir nokta bulmaları ve ülkenin siyasi geleceğini birlikte belirlemeleri için. Biz bu amaçla Moskova’da Esad yönetimi ve muhalefet temsilcileri arasında bir dizi görüşmeler organize ettik. Suriye’deki hükümetin düşmesine asla izin vermeyeceğiz. Tarafların barışçıl yollardan anlaşmaları için çaba harcayacağız. Çünkü bir ülkede devlet kurumları tamamen çökerse oluşan boşluğu hemen terör örgütleri doldurur ve bu durumda sorunla kimse başa çıkamaz. Libya, Irak, Afganistan, Somali örneklerinde de olduğu gibi. Irak’ta bir zamanlar Saddam Hüseyin diye bir adam vardı. İyiydi veya kötüydü konumuz bu değil ama Saddam’la birlikte Irak Devleti de yok edildi. Eski Baas Partisinden binlerce insanı ve Sünni seçkinlerden oluşan binlerce Iraklı askeri de sokağa attılar. Onları kimse umursamadı, işte o insanlar bu gün DEAŞ ordusunu oluşturdular. Biz böyle olumsuz ve telafisi zor sonuçlar doğuran düşüncesiz hareketlere karşıyız.” Vladimir Putin.

Rusya’nın; Suriye’de, Amerika’dan kalacak boşluğu dolduracak gibi bir niyeti yok. Suriye’de eski SSCB kökenli 2000 terörist var. Orada onlara karşı mücadele etmesi için Esad’a destek vermek varken, oturup bize geri dönmelerini mi beklemeliyiz? İşte bizi Esad’la iş birliğine teşvik eden en önemli etken budur.

Vladimir Putin ’den Köklü Reformlar.

Başkanlığının daha ilk dönemlerinde aldığı radikal kararların başarıyla sonuçlanması onun halk ve dünya nezdindeki popülerliğini katladı ve sıradaki başkanlık seçimlerinde ezici bir çoğunlukla yeniden seçilmesini sağladı. Ardından Putin, “büyük anayasal siyasi reformlar” başlattı, yargı sistemini değiştirdi, Rusya Federasyonunun Ceza Kanununa ilişkin yeni bir kararname çıkardı. Avrupa birliğinin yolsuzluk sözleşmesinin onaylanmasına ilişin yasayı imzaladı. Rusya Federasyonu’nun Yüksek Ceza Mahkemesini yeniden düzenledi. Birçok yabancı uzmana göre Putin, başkanlığının daha ilk dönemlerinde Yeltsin’den çok ağır bir miras, daha yaygın bir deyimle bir enkaz olarak devraldığı Rusya’yı kaçınılmaz çöküşten kurtardı.

vladimir putinin eşi kimdir-vladimir putin annesi-putin gizli hayatı-putin hayatı
vlaidimir putin sözleri-vladimir putin kgb-putin kgb-putin ajanken

Vladimir Putin Oligarşiye karşı

Oligarşi, bir sınıf olarak yok edilmelidir.” 2003 yılının başlarından itibaren Putin, oligarşiye karşı ülke çapında bir mücadele başlattı. Ülkeyi yöneten insanla, o ülkenin yarısına sahip olanların yani sınıflaşan süper zenginlerin savaşı; başlık, yolsuzluk.

Rusya’da Yolsuzluk Operasyonu

2003 Şubatında, Moskova’da gerçekleştirilen toplantıda bu sınıfı temsilen Mihail Hodorkovski de vardı. O dönem Rusya’nın en zengin insanıydı. Dünyanın en zengin kişilerinden biri olarak Forbes’in milyarderler listesinde 16. Sırada yer almıştı. Sahip olduğu Yukos Petrol ve Gaz Şirketi ülkenin en büyük şirketlerinden biriydi ve ülkedeki toplam petrol üretiminin %20’sini karşılamaktaydı. BBC’ye göre ise Kremlin bu adamın finansal gücünü siyasi güce dönüştürmek istediğinden kuşkulanmıştı. Putin’in talimatıyla gerçekleşen toplantıda Mihail Hodorkovski oligarşiyi temsilen oradaydı. Başbakan Mihail Kasyanov dahi orada olacaklardan bihaberdi. O, sadece “yolsuzlukla mücadele” konulu bir toplantı olacağını zannediyordu. Hodorkovski yanında getirdiği raporu okuyarak ülkedeki toplam yolsuzluk hacminin yaklaşık 30 Milyar dolar olduğunu ve bunun da Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın %10-12’sine tekabül ettiğini açıkladı. (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla GSYH). Ayrıca bunların, esasen devlet memurlarının sebep olduğu yolsuzluklar olduğunu ekledi. Ancak Putin’in verdiği karşılık toplantıda soğuk rüzgarlar estirdi. O sırada çok az insan bunun bir devrin daha sonunun başlangıcı olduğunu anlamıştı.

Vladimir Putin ‘den Sert Tepkiler

Putin; sunduğunuz raporlar için teşekkür ederim. Fakat sizin şirketiniz olmak üzere yüksek cirolu birçok şirket gereğinden fazla stoklara sahip. “Bunların nasıl elde edildiği, bu günkü toplantının ana konularından birini teşkil ediyor.” Dedi. Oligark buna hazır değildi, aslında kmse bunu beklemiyordu. Yıllar sonra BBC’ye verdiği röportajında Hodorkovski şunları söyledi; “ben Putin’e kadar Gorbaçov’u Yeltsin’i Primakov’u tanımıştım. Bu insanlardan kimisi kötüydü, kimisi iyiydi, kimisi ise korkunç insanlardı ancak sonuç itibariyle politikacıydılar ve memleket meselesi, politik sorunlar onlar için ön plandaydı. Ben hayatımda ilk defa bir ülke başkanının şahsi paralarla dahi ilgilendiğini gördüm.” Putin’e Yukos Şirketiyle ilgili raporlar sunulduğunda ise onun zaten her şeyi ayrıntılarıyla bildiği ortaya çıktı ve net konuştu; “Bu adam o şirketi yasa dışı yollarla ele geçirmiş, mal varlığına el koyulması lazım.” Dediğini yaptı; Hodorkovski tutuklandı, mal varlığına el koyuldu ve tğm şirketleri parça parça satıldı. Mayıs 2005’te kendisi de suçlu bulundu ve zimmete geçirmeden 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yukos ise 2007 yılında tamamen feshedildi.

Rusya Mihail Hodorkovsi’yi Affediyor

Hodorkovski’nin yargılanmasının ve cezalanmasının siyasi içerikli olup olmadığı hakkında süregelen tartışmalar vardır. Yargılama süreci nedeniyle, sürecin eksikliğine ilişkin yurt dışından eleştiriler gelmekteydi. Mihail Hodorkovski; uluslararası af örgütü tarafından düşünce mahkumu olarak kabul edilir. Ayrıca muhalefetin iddiasına göre bu şekilde ele geçirilen şirketler genelde yandaşlara hibe edildi. Aralık 2013 tarihide Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin; Mihail Hodorkovski’nin affedildiğine dair belgeyi imzaladı ve Hodorkovski serbest bırakıldı. Ancak Berlin’e yerleşti ve Rusya’ya dönmedi. Kamuoyu ise bu olanlardan rahattı. Başkanlarının bu kendini bilmez zenginlere haddini bildirmesi hoşlarına gidiyordu. “Oligark” kelimesi Rusya’da hakaret yerine kullanılır. ancak bu ve benze r olaylar bazı iş adamlarının ve yatırımcıların Rusya’ya yatırım yapmaktan vazgeçmelerine neden oldu. Bazı anlaşmalar iptal edildi, Putin’in hükümetle de arası açıldı ve seçimlere 5 kala tüm kabine istifa etti.

Başkanlık Seçimlerinde Bir Rakip

Henüz ikinci başkanlık dönemi devam ederken birçok yorumcu onun ne pahasına olursa olsun koltukta kalmanın bir yolunu bulacağını ve iktidarı bırakmayacağını yazıyordu. Kimileri ise zaten yeterince zenginleşmiş ve muhtemelen de yorulmuş olan Putin’in bırakmak isteyeceğini umut ediyordu. Muhalefet kendi adaylarını ileri sürmüştü. Liberallerin adayı ise tanıdık bir isimdi. Garri kasparov. Kasparov ünlü aktörler ve Putin hariç Rusya’nın en ünlü isimlerinden biridir. Hemen seçim turlarına başlayan Kasparov bir hafta sonra bir takım engellerle karşılaşmaya başladı. Özel uçağına bir çok yerde iniş izni verilmedi. Bazı yerlerde ise konuşma yapacak yer bulamadı. Kasparov’un seçim sırasındaki asistanı anlatıyor; “Yekaterinburg’a gittiğimizde ilk başta herhangi bir sıkıntı yaşanmadı. O günün akşamında 30-40 yerli iş insanıyla görüşülecekti. Randevulaşan yere gidildiğinde ise orada sadece bir kişinin beklediği görüldü. Sonradan öğrenildi ki; o akşam telefonunu kaybetmişti. Dolayısıyla onu diğerleri gibi telefonundan arayıp toplantıya gelmemesi konusunda tehdit edememişlerdi.

Kasparov Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvurdu

2007 yılının nisan ayında ise Kasparov’un kendisi de muhalefetin düzenlediği ve Samara’da gerçekleşecek bir toplantıya gitmek üzereyken havaalanında gözaltına alındı. 5 saat boyunca gözaltında tutulan Kasparov’a bunun nedeninin biletini satın alırken yaptığı bir prosedür hatası olduğu söylendi. Kasparov’a göre ise gözaltına alınma nedeni; katılacağı muhalefet mitinginin kasıtlı olarak engellenmesiydi. Bu ise ifade özgürlüğü ve toplantı özgürlüğü hakkının çok kaba bir şekilde ihlaliydi. Muhalif politikacı, görevlerini kötüye kullandıkları sebebiyle polisler hakkında soruşturma açılmasının talep etti ama savcı ceza davası açılması talebini reddetti. Kasparov araştırmacı savcının bu davranışını Moskova Golovinsky Mahkemesine Şikayet etti ama mahkeme de şikayeti reddetti. Kasparov bu sefer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yolunu tuttu. Strazburg Mahkemesi 2016 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin muhalefetle ilgili iki maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Özgürlük ve kişisel bütünlük haklarını garanti eden 5. Ve toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü ifade eden 11. Madde. Rusya bu karara itiraz ederek, yüksek dairede bir inceleme yapılmasını istedi. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi soruşturmanın devamı için gereken dosyayı henüz sunmadı.

Rusya’daki muhalefetin durumu ve iktidar muhalefet ilişkisi konusundaki uzman değerlendirmeleri ve genel orak süren tartışmalar Türkiye’dekine benzer bir haldedir. Rusya’daki siyasi rejimi değiştirmek isteyen parti ve hareketlerin en önemli taktikleri ve stratejilerine dikkat edildiğinde; Putin’in ezici bir çoğunlukla yeniden iktidara geldiği 2003-2004 seçimlerinden sonra; muhalefet kanadında istikrarsızlık ve sistemsizlik gözlemlenir. İleriki yıllarda batının siyasi ve ekonomik seçkinleri tarafından da desteklenen “Diğer Rusya” adlı muhalefet koalisyonunda bazı ilerlemeler kaydedilse de tüm faaliyetleri boyunca da Putin’in Birleşik Rusya Partisi dışındaki hiçbir Rusya partisi kamuoyu nezdinde yeterli desteği görememiştir. Muhalefet az önceki örnekteki gibi seçim süreçlerindeki ve hatta seçim sistemindeki adaletsizliğin basın ve medyanın baskı altına alınmasının sonucu olduğunu görmekteyken iktidar kanadı ise sistemsiz muhalefetin ülkedeki siyasi istikrarı bozduğunu her fırsatta dile getirmektedir.

Dmitri Medvedev Döneminde Gürcistan Krizi

Rus siyaset bilimci Vladimir Gelman; elinde çok fazla güç toplayarak, çok uzun süre iktidarda kalmış yönetimlere karşı mücadelede yalnızca ilkeli muhalefetin başarı şansının olduğunu vurgular ve doğru muhalefetin tanımını da bu yönde yapar. Ancak başkanlık süresinin sonunda Putin; aynı kişiye iki defadan fazla seçilme hakkı vermeyen Rus Anayasası’na uyarak görevden çekildi ve Dmitri Medvedev’i kendi yerine atadı. Kendisi ise yeni hükümet sisteminde başbakanlı görevini ve Birleşik Rusya’nın genel başkanlığını yürütmeye başladı. Ancak Medveden’in yönetimi döneminde toplum; önemli siyasi kararların alınmasında yine Putin’e öncelik tanımaya devam ediyordu ve bu da ülke yönetiminde bir iki başlılığın ortaya çıkmasına neden olmuştu. 7 Mayıs 2008’de iktidara gelen Medvedev Döneminin en önemli olaylarından biri; hiç şüphesiz Gürcistan Krizidir. Güney Osetya 1922’de özerk bölge olarak Sovyetler Birliğini yönetimindeki; Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine bağlanmıştı. Sovyetlerin dağılmasının ardından Rusya’ya bağlı Kuzey Osetya’yla birleşmeyi isteyen Güney Osetya ve Gürcistan Cumhuriyetleri arasındaki gerginlik 1989 sonlarından itibaren artış gösterdi. Bölgenin 1990’da kendisini Demokratik Güney Osetya Sovyet Cumhuriyeti ilan etmesinin üzerine Tiflis bölgenin özerkliğini kaldırdı. 1991’de Gürcülerin, Güney Osetya başkenti Tshinvali’ye girmesi ile çatışmalar başladı. 14 Temmuz 1992’de Ruslar, Gürcüler ve Osetlerden oluşan ‘Barış Gücü Ateşkesi’ sağlandı. Gürcü askerleri şiddetli çatışmaların ardından 1994 yılından imzalanan ateşkes anlaşması uyarınca Abhazya’yı terk etmek zorunda kaldılar. Anlaşma uyarınca Rusya burada 3 bin Barış Gücü Askeri bulundurma hakkına sahipti. Ancak Moskova bu güne kadar orada sadece 2500 asker bulundurmuştu.

Gürcistan Savaşının Gidişatı ve Sonucu

1992’de fiilen ayrıldıktan sonra ilk referandumda Osetler’in %98’i, 2006’daki ikinci referandumda ise %90’ı bağımsızlığı seçti. Fakat 2008 yılına kadar Güney Osetya’nın bağımsızlığı hiçbir ülke tarafından tanınmamıştı. 26 Ağustos 2008 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev; Rusya’nın Güney Osetya Cumhuriyetinin bağımsızlığını tanıdığını açıklamıştır. Gül Devrimi’nden sonra istifa etmek zorunda kalan Eduard Şevardnadze’den sonra yapılan ilk seçimlerde batı yanlısı genç lider Mihail Saakaşvili cumhurbaşkanı olmuştu. Çok açıktır ki bu durum Rusya’nın çıkarlarıyla örtüşmüyordu. Uzmanlara göre Rusya, Gürcistan Krizi’nin ortaya çıkış nedeni budur. Bu tarihten itibaren de Gürcistan sınırları içerisinde yerleşen ve Rusya ile birleşmekten yana olan Osetler bağımsızlık mücadelesi veriyordu. Bu sırada Rusya, Osetleri arka planda destekliyordu. Gürcistan’daki Osetya’lıların bağımsızlık ve Rusya ile birleşme talepleri iki taraf arasında sık sık sıcak çatışmaya dönüşüyordu. Tarih 8 Ağustos 2008’i gösterdiğinde, Gürcü birlikleri bağımsızlık ilan eden Güney Osetya’ya operasyon düzenlediler. Gece saatlerinden başlayarak devam eden topçu ateşi, şehrin ağır hasar almasına ve sivil ölümlerine yol açtı. Oset kaynaklara göre 2000 Rus kaynaklara göre 1600 kişi hayatını kaybetti. Gürcü birlikleri başken Tshinvali’nin çevresindeki 8 yerleşim birimini kontrol altına aldılar. 2 Rus uçağı düşürdüklerini ve 3 Rus askerlerini yaraladıklarını iddia ettiler. Rus kaynakları ise Barış Gücü bünyesinde görev yapan 12 askerin öldüğünü 150’sinin yaralandığını açıkladı. Rusya 150 kadar tank ve zırhlı aracın bulunduğu güçlü bir birlikle güney Osetya’ya girdi ve Gürcü ordusu ile savaşmaya başladı. Bunu üzerine Gürcistan’da seferberlik ilan edildi.

Gürcistan Savaşı’nın Sonucu

5 gün süren savaş sonucunda, Avrupalı devletlerin araya girmesiyle Rusya ile Gürcistan arasında ateşkes imzalandı. Ateşkesten 10 gün sonra da Rusya; Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyan ilk devlet oldu. 2008 Güney Osetya savaşının temel nedeni Gürcistan’daki yönetimin Rusya’nın güdümünden ABD ve batı yönüne geçebilmesi olarak değerlendirilebilir. Güney Osetya’nın konumuyla Gürcistan başkenti Tiflis’in konumlarına da dikkat edilerek bölgenin önemi kavranabilir. Savaş sonunda Güney Osetya ve başkenti Tshinvali çok ağır hasar gördü ve büyük can kayıplarına yol açmıştır. Ama Gürcistan, Güney Osetya ve Abhazya’daki kısıtlı kontrolünü de yitirip savaşı kaybetmiştir. Ayrıca güney Osetya ve Gürcistan milyonlarca dolar zarara uğramıştı ve sonuç olarak Rusya tek yanlı olarak bağımsızlıklarını ilan eden Abhazya ve Güney Osetya’yı tanıdığını açıklamıştır. Gürcistan ise Rusya ile tüm diplomatik ilişkilerini kesmiş ve bağımsız devletler topluluğundan ayrılmıştır.

Rusya’yı Kim Yönetiyor Tartışması

Gürcistan-Rusya Savaşı döneminden Medvedev’in kendi iradesiyle davranıp davranmadığı bu gün hala tartışılan bir konudur. Krizin 10. Yıl dönümünde Medvedev, Rusya’daki Kommersant Gazetesine verdiği konuşmasında, o dönem aldığı tüm kararların tamamının bağımsız kararlar olduğunun dile getiriyordu. Ancak Rusya’daki araştırma merkezi, Levada Center’ın 2008 Temmuzunda yaptığı bir anket; Rusya’yı gerçekten Medvedev’in yönettiğini düşünen kesimin sadece %8’de kaldığını ortaya koydu. Kalan %46’lık kesimin ülkenin Putin ve Medvedev tarafından alınan ortak kararlarla %36’sının ise tek başına Putin tarafından yönetildiğini düşündükleri sonucu çıktı. Rusya Güney Osetya Krizine dahil olduğunda ise Putin Rusya’da değildi. Yaz olimpiyatları için Pekin’e gitmişti. Medvedev savaş kararı almadan önce Putin ile telefon görüşmesi yaptığı iddiasını da reddediyor. Rus RT kanalına verdiği konuşmasında; silahlı kuvvetlere hareket emri verdikten bir gün sonra Putin ile görüştüğünü anlattı.

Putin %63.6 ile Yeniden Güçlü Bir Lider

2011 yılında henüz görev süresi devam ederken Medvedev, sıradaki seçimlerde resmi olarak Putin’in adaylığını ileri sürdü 2012’de yapılan seçimlerde Putin, Tüm oyların 63.6’sını toplayarak yeniden güçlü bir şekilde başkanlık koltuğuna oturdu. Göreve başlamasıyla birlikte sadık arkadaşı Medvedev’i bir daha başbakanlığa getirdi. Vladimir Putin ’in 3. Cumhurbaşkanlığı dönemi 2012 yılının mayıs kararnamelerinin imzalanmasıyla başladı. Hem ülkede hem de dünya çapında geniş yankı bulan olay ise 2014’te Ukrayna’daki darbe sonrası yeni hükümetin meşruiyetini reddeden Kırım’ın Rusya’dan yardım istemesi sonucu, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi oldu.

Ukrayna-Kırım Krizi’nde Rusya’nın Tutumu

Krizin başlangıcı 2013 yılına dayanıyordu. Ukrayna Hükümeti’nin, Ukrayna ve Avrupa Birliği arasından Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının imzalanma hazırlıklarının askıya alınması, muhalefet cephesinde büyük itirazlara neden olmuştu.  Ardından 21 kazım 20131’te başlayan ve kısa sürede diğer Ukrayna şehirlerine de yayılan kitlesel protestolar, polislerin de ölümlere neden olan sert müdahalesi sonucu büyüdü ve 2014 yılı şubatında hükümetin düşmesiyle sonuçlardı. Batı bu hareketi bir halk hareketi diye niteleyerek açıkça desteklerken, Ukrayna yönetimi ve Rusya’ya göre ise bu dış destekli bir darbe girişimiydi. Ukrayna’nın yeni cumhurbaşkanı olan Petro Poroşenko seçim kampanyasının Avrupa Birliğine hızlı bir gürüş vaadi üzerine kurmuştu ama karmaşayı iyileştirmek artık imkansız görünüyordu. Kırım’ın bu yönetimi de tamamen reddetmesinden sonra ise bir iç savaş başladı. Silahlı çatışmalar 17 Temmuzda Malezya havayollarına ait VH-17 sefer sayılı uçağın vurularak Donetsk’te düşürülmesine neden oldu. 298 kişinin öldüğü olayda taraflar birbirlerini savaş suçu işlemekle itham etti.

Batıdan Sert Eleştiri ve Kınamalar

Kremlinde imzalanan bir anlaşma uyarınca; ortaya çıkan zaruri nedenlerden dolayı, Kırım ve Sivastopol’ün Rusya’ya kabul edilmesi kararlaştırılmıştı. Ardından Rus yönetiminin desteği ile Kırım’da bir referanduma gidildi ve bunun sonucunda da 11 Martta Kırım bağımsızlığını ilan etti. 18 Mart 2014’te ise Kırım’ın Rusya federasyonuna katılmasıyla ilgili bir anlaşma imzalandı. Bu olay batıda kıyametlerin kopmasına neden oldu. Olayı alenen ‘işgal’ olarak nitelendiren batılı çevrelerden gelen ağır eleştiriler, kınamalar gelmeye başladı.

Alman Focus Dergisi Moskova bürosu başkanı şöyle yazıyordu; “Putin Dresden’deyken kızgın kalabalıkların devleti nasıl çökerttiğini ve onun sakin yaşamını nasıl bozduğunu görmüştü. Bu olay onu bir ölçüde bozmuştu. Bu yüzden ne zaman protestocu bir kalabalık görse bu adam da Dresden anları uyanıyor. Bundan kurtulmak için en sert önlemlere başvuruyor. Bu, Rusya’daki Protesto hareketleri ve Ukrayna olayları sırasında da böyle oldu.

Ukrayna Kırım Krizide Rus Halkının Düşünceleri

Mesele ülke içinde de toplumu ikiye bölmüştü; kimi Kırım’ın Rusya’ya katılmasının gayet adil ve gerekli bir kara olduğunu savunurken, kimileri bunun eski çağlardaki toprak anlaşmazlıklarına benzetiyor ve Rusya’ya yakıştıramıyordu. Putin dışarıdan daha yoğun bir şekilde gelen bu suçlamaya şu cevabı vermişti; “Rusya’yı işgalcilikle itham edenler haritaya baksınlar, sizce Rusya’nın toprağa ihtiyacı var mı ?

Kriz Hakkında Vladimir Putin Ne Düşünüyor ?

Hedef tahtasına alınan Putin, 28 Eylül 2015’te Amerikalı gazeteci ile yaptığı söyleşide kriz ile ilgili şu açıklamaları yaptı; “Ukrayna bize en yakın ülkedir, sadece Slav milleti olmasından dolayı değil. Ukraynalılar, Ruslara dil, din, kültür, ortak tarih açısından da kardeştir. Bize komşu ve kardeş ülkelerde iç politikayla ilgili tartışmalı konuların renkli devrimlerle, darbelerle ve anayasaya aykırı değişikliklerle çözülmeye çalışılması bizim için kabul edilmezdir. Bizim ABD’li ortaklarımız, Başkan Yanukoviç karşıtlarını desteklediklerini gizlemiyorlar. Bunu gizlemeleri imkansızdı, çünkü Ukrayna’da yaşayan insanlarla bizim bin bir çeşit bağlantımız ve ilişkilerimiz var. Biz kimin; nerede, kiminle, nerede, ne zaman görüştüğünü, Yanukoviç’i deviren insanların kimlerle işbirliği yaptığını nasıl desteklendiklerini, kendilerine ne kadar ödeme yapıldığını, hangi ülkelerde nasıl hazırlandıklarını ve bunların kimin tasarladığını da çok iyi biliyoruz. Biz her şeyi biliyoruz. Biz Ukrayna’nın bağımsızlığına saygı duyuyoruz ama bazı ülkelerin de diğer ülkelerin bağımsızlığına saygı duymasını istiyoruz. Bağımsızlığa saygı duymak demek ilk başta o ülkelerde darbelere veya anayasaya aykırı faaliyetlere izin vermemek demektir. Meşru yönetimlerin yasa dışı yollarla el değiştirmesine müsaade edemezsiniz, hiçbir yerde. Bakın; Libya da, Irak’ta olanları gördünüz, Afganistan’daki durumu iyi bilirsiniz. Suriye’de de durum aynı noktaya gidiyor. Ukrayna’da hükümet darbesi bir iç savaşa yol açtı. Halkın Yanukoviç’i artık istemediğini biliyorduk ama bu darbeyle değil, meşru yollardan bir seçime gidilerek yapılmalıydı.

valdimir putin hayatı-valdimir putin gizli hayatı-vladimir putin kimdir
valdimir putin hayatı-valdimir putin gizli hayatı-vladimir putin kimdir

Vladimir Putin Olmak

Bir insanın karakterini ve hatta bazen bulunduğu noktayı dahi geçtiği hayat yolu belirler. Bu bilinen bir gerçektir. Aldığı sert eğitim, muhtemelen gizli servis çalışanı olduğu dönemlerde atlattığı ölümcül tehlikeler, geçtiği zorlu hayat yolu, şahit olduğu korkunç olaylar, yönetime geldikten sonra uğradığı sayısız suikast girişimi gibi etkenler yine onun tabiri ile onun yürüyüşünden hayat felsefesine tüm karakter yapısını şekillendirmiş. Bütün bunlardan dolayı doğal olarak dünyadaki birçok devlet başkanına göre çok daha ketum bir karaktere sahip olan Putin, unutamayacağı çok fazla şey görüp yasadığını, bunlardan bazılarının kendisinde büyük yaralar açtığını ve ağır sarsıntılara neden olduğunu gizlemiyor. Daha birkaç yıl önce başından geçen ve bir şekilde basına yansıyan bir olay Schröder’in çalışmamızın başından okuduğumuz sözlerinde ne kadar haklı olduğunu onaylar niteliktedir.

Yeni Bir 11 Eylül Saldırısı Söylentisi

7 Şubat 2014 Fişt Olimpiyat Stadyumu, Soçi. Kış olimpiyatları açılış töreninin başlamasına bir saatten daha az bir zaman kalmış, stat da 40 binden fazla seyirci var 88 ülkeden gelmiş sporcular ve 48 ülkenin yöneticileri. Uluslararası Olimpiyat Komitesi Yöneticileri ve Rusya devlet başkanı gelmek üzeredir. Putin, açılış öncesi toplantı yaptıkları olimpiyat yönetimiyle birlikte geliyordu. Heyet yoldayken telefon çaldı ve yardımcısı telefonu açtı. Hemen Putin’e uzattı. Olimpiyatların güvenliğini sağlayan merkezin operasyon biriminden arıyorlardı. Ukrayna’dan İstanbul’a giden yolcu uçağı Boeing-737 rehin alınmıştı ve teröristler uçağın Soçi’ye inmesini talep ediyorlardı. Rus gizli servisi FSB başkanı Alexander Bortnikov’dan gelen emirle savaş uçakları havalanmış ve uçağı kontrol altına olmak amacıyla takip etmeye başlamışlardı. Zamanla yarışılıyordu. Pilotlardan birinin verdiği bilgiye göre, teröristlerden birinin üzerinde bomba vardı. Uçak Soçi’ye gidiyordu ama başka hiçbir bilgi yoktu. Tüm bunlar tek bir anlama geliyordu. Yakın bir tarihteki saldırı tekrarlanacaktı. Putin operasyon merkezinden ne önerdiklerini sordu. Merkezden, başkanın hiç duymak istemediği, fakat beklediği bir cevap geldi. Benzer durumlarda izlenen prosedür doğrultusunda yapılacak tek bir şey vardı; 110 yolcusu olan uçağın havadayken vurulması. Teröristlerin faaliyetlerini gerçekleştirebilme durumunda yolcularla birlikte stattaki binlerce insan daha hayatını kaybedecekti. Bu tür durumlarda daha fazla insanın hayatını kurtarmak adına insanların kurban edilmesi zorunluydu. Başkan Plan doğrultusunda hareket edilmesi talimatını vererek telefonu kapattı.

Olimpiyat yönetimi bir şeyler anlamış gibiydiler, başkana her şeyin yolunda olup olmadığı soruldu; Putin, “her şey yolunda “ dedi. Putin olimpiyat yönetimiyle birlikte stada girdi. Thomas Bach bir daha sordu, cevap; “her şey yolunda” oldu. 6-7 dakika sonra bir telefon daha geldi. Güvenlik merkezinden uçaktaki olayın bir alkoliğin yalanından ibaret olduğunu ve uçağın bir süre sonra sorunsz bir şekilde İstanbul’a ineceği söylendi. Her ihtimale karşı uçağı Türk F-16’ları karşılayacaktı. Gazetecinin o iki telefon arasında neler hissettiğini sorması üzerine Putin; “onu hiç söylemesem daha iyi olur.” Dedi.

Putin’in Doğa ve Hayvan Sevgisi

Putin’in karakter yapısı gibi fizik gücü, sporcu kimliği doğa ve hayvan sevgisi de onunla ilgili çok az bilgiye sahip insanlar için bile sır değil. Bir gece vakti FSB Başkanına ‘acil görüşme’ diye yanına çağırıp buz hokeyi oynamaya götüren Putin’e göre spor onun karakterini biçimlendiren en önemli etkenlerden biridir. Yazının başında da değinildiği gibi; Putin uzak doğu yakın dövüş sporları ve felsefesinde ustalık derecesinde kadar yükselmiş bir sporcudur. “çünkü bu felsefe, siyasi bir lider için olmazsa olmaz öğretiler içermektedir.” Putin’in spor tutkusu sadece dövüş sporları ile sınırlı değil. Neredeyse tüm doğa sporlarıyla ilgilenen Putin, bununla birlikte büyük bir doğa hayranıdır. Putin, hayvanları doğal ortamlarında gözlemlemeyi çok sever ve arada bir bilim adamlarının bu alandaki çalışmalarına da bizzat katılır. Rus Coğrafyacılar Derneği Fahri Başkanı olan Putin, soyu tükenmek üzere olan hayvanların korunmasıyla da ilgileniyor. Amur Kaplanı, Beyaz Balina, Kutup Ayısı ve Kar Leoparı onun kişisel himayesi altındadır.

vladimir putin kızı-putin kızı-vladimir putin kgb-putin ailesi
Vladimir putin ailesi-Putin ailesi-Putinin kızları-Vladimir Putin kızı
vladimir putin kimdir nerelidir-putinin kızı-vladimir putinin kızları
putinin kızı-vladimir putinin kızı-vladimri putin ajanken

Vladimir Putin’in Kızları, Sır Gibi Saklıyor Onları

Putin’in özel hayatının iktidar süresi boyunca basına ve halka kapalı kalması ise aslında garip bir durum değil. Bu durum büyük ölçüde kendisinin ve sevdiklerinin güvenliğine olan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte enkaza dönen devlet kurumlarının yeniden ayağa kaldırılmaya çalışıldığı ve bu sırada batılı rakiplerin Rusya’nın dünya siyaset arenasındaki yerini minimuma indirmeye çalıştığı bir dönemde, bir numaralı adamın ve onun yakınlarının güvenliği, günlük yaşamları üzerine gizliliğin getirilmesini kaçınılmaz yapıyordu. Profesyonel bir istihbaratçı olarak Putin bu gerçeği görmezden gelemezdi. Bu nedenle de Putin kızlarını büyük bir özenle gizlemekte ve hakkındaki soruları da cevapsız bırakmaktadır. Yakın çevresi dışında kızlarını gören yok, tabii basına sızmış bir iki kare fotoğrafları dışında. Bir Rus yazara göre ise bundan çıkan sonuca göre Putin’in hayatındaki en çok sevdiği kadınlar sadece kızlarıdır. Katerine ve Mariya bir süre Almanya’da yaşadıktan sonra St. Petersburg üniversitesinden mezun oldular. Ancak üniversitedeki hiçbir öğretim görevlisi onları tanımıyor. Farklı kimliklerle eğitim aldıkları düşünülüyor.

Her Yıl Gerçekleştirilen Geleneksel Basın Toplantısı

Yandaş ve muhalif çok sayıda gazeteciyi bir araya getiren geleneksel leşmiş yıllık basın toplantıları, Putin’in iktidara gelmesinden bir yıl sonra başlattığı dikkat çekici bir uygulamadır. İlk defa 2001 yılında basın ve medyanın çok sayıda görüşme talebinin gelmesi üzerine gerçekleştirilmiş, daha sonra düzenli bir hal almıştır. Şöyle ki; bu uygulama Medvedev tarafından da devem ettirilmiştir. Gazetecilerle yapılan bu görüşmelerin süre olarak en kısa olanı 1 saat 35 dakika olarak 2000 yılında, en uzunu ise 4 saat 40 dakika olarak 2008 yılında yapıldı. O zamandan beri Putin her yıl yaptırdığı bu toplantılara ortalama 3 saat ayırmaktadır. Bu sürede konferansa katılan gazeteci sayısı da katlanarak çoğalmıştır. 500 gazetecini katıldığı 2001 toplantısından sonra 2015 yılındaki toplantıya 1390 yerli ve yabancı gazeteci katılmıştır. Canlı yayınlanan bu toplantılarda Putin, ortalama 80-90 soruya cevap vermektedir.

Putin’in Türkiye ve Türk Halkı Hakkında Düşünceleri

Suriye Krizi nedeniyle zaman zaman kırılma nokta kadar gerilen Rusya-Türkiye ilişkileri hakkında Putin’in bu günü fikirleri büyük ölçüde olumlu. Bu yıl gerçekleştirilen gazeteciler toplantısında Türkiye Uzmanı Fuat Seferov’un sorduğu; “Atatürk’ün şahsıyla ve onun dünya politikasındaki yeri ile ilgili neler düşünüyorsunuz.” Şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi; “Atatürk, Türk Tarihi’nin en seçkin insanlarından biridir. O Türk Devletçilik geleneğinin korunması ve yeniden kurulması tarihinde parlak bir sayfa açmıştır. Bunun için çok şey yapmıştır. Ayrıca Rusya’nın da çok büyük bir dostuydu, biz bunu çok iyi biliyoruz. Bizimle ittifak yaptığını, beraber çalıştığımız biliyoruz ve onu çok değerli buluyoruz. Atatürk Çağdaş Türk Devletini kurmuş ve onun esaslarını açıklamıştır. Türk-Rus ilişkilerinin bu günkü boyutuna gelince, bence biz bu ilişkinin gelişmesinden dolayı mutluluk duymalıyız. Ekonomi ve güvenlik alanlarındaki çıkarlarımız bazen örtüşmese de örneğin Suriye konusunda uzlaşma noktaları bulabiliyoruz. Biz Türk Devletinin ve Türk Halkının, Suriye konusundaki hassasiyetlerine saygı duyuyoruz. Ancak biz Türkiye’deki meslektaşlarımızın hem Suriye’deki kriz hem de terörizm ile ortak mücadelede hem de ilişkilerimizin pekiştirilmesi konusunda uzlaşmaya hazır olduklarının ve hatta bu yönde çalıştıklarının da farkındayız. Ekonomi konusuna elince, zaten görüyorsunuz, ilişkilerimiz gittikçe sağlamlaşıyor ve Türkiye bir NATO üyesi olmasına rağmen bu konudaki sorumluluklarını yerine getiriyor. Ayrıca Türkiye’nin bağımsız bir dış siyaset yürütmesi ilişkilerimizi öngörülür kılıyor ve daha da güçlenmesini sağlıyor.”

Dünyanın En Güçlü İnsanı Vladimir Putin

Putin yakın Rus Tarihinin en önemli isimlerinden biridir. İngiliz The Times Gazetesi tarafından 2013 yılında ‘yılın adamı’ seçilen Putin, 2015 yılında bir kez daha dünyanın en güçlü liderleri listesinde ilk sıralarda yer aldı. Amerikan Forbes Dergisi Vladimir Putin’i dört yıl üst üste dünyanın en güçlü insanı seçti. Forbes’in açıklamasında dört yıl üst üste dünyanın en güçlü insanı olan Rusya Devlet Başkanı, ülkesinin etkisini dünyanın neredeyse her köşesine yayıyor denildi. Times gazetesine göre dünya tarihinde çok az lider onun gibi ilgi ve güç sahibi olmuştur. “…Fakat bunun gerçek nedeni, kendi hatalı siyaseti sonucu sürekli ekonomik krizlerle boğuşan Rus halkının çok sevdiği bir dili kullanarak ve yerçekimine karşı kayarcasına batıya meydan okuyarak ülkedeki hakimiyetini ve karizmasını elinde tutmasıdır.” Bu karizmanın bir diğer nedeni ise uzmanlar tarafından Putin’in Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra parçalanmış, Boris Yeltsin tarafından yıllarca kararsız bir şekilde yönetiliş ülkede istikrarı yeniden sağlaması ve özellikle de oligarşinin, büyük baronların canını okumasından dolayı halkın ona duyduğu minnettarlıkla açıklıyorlar.

Putin’in daha ne kadar iktidarda kalacağını kimse kestiremiyor, yabancı basın her ne kadar tüm konuşmalarında böyle bir niyeti olmadığını söylese de onun sonsuza dek iktidarda kalmak için anayasayı da değiştirmeye hazır olduğunu iddia ediyor. Bunu yaşayarak göreceksiniz. Ancak bu gün kesin olan bir şey varsa o da Vladimir Putin’in bu gün daha fazla güçlü, daha fazla güçlü ancak daha az demokratik Rusya’nın mutlak hakimi ve hala Dünyanın En Güçlü Adamlarından Biridir.

Click to rate this post!
Oylama için teşekkürler 🙂

Yazıyı oylar mısın ?

2 YORUMLAR

  1. Vladimir Putin hakkında kapsamlı bilgi paylaştığın için teşekkürler. Rusya devlet başkanı Vladimir Putin, KGB ajanıyken Dresten’de görev yapmıştı. Putin hayatı tüm yanlarıyla yeni bir felsefe akımı başlatacak kadar başarılı ve kapsamlıdır. Putin’in kızları çok iyi bir gizlilik ve asayişle güvenli bir yerde yaşıyorlar.

CEVAP VER

Lütfen yorum yazınız !
Lütfen isminizi giriniz